image-2000x150
image-69a679cf-65b8-4566-a793-189262eb4360backend

PARA, PARA, PARA… PEKİ NEREYE KADAR?

image-768x150

Program sunucusu konuğuna sordu: “Bilim insanlarının bazıları niçin ateist olurlar?” Konuğu hiç düşünmeden cevap verdi: “Maddeye fazlasıyla odaklanarak manayı kaçırıyorlar. Manayı kaçırınca da maneviyattan uzaklaşıyorlar.”

HASAN BARIN

Bu cümle beynimde şimşekleri harekete geçirdi. O zamanlar da anlamlıydı ama son yaşanan fon kriziyle birlikte güncel anlamda iyice anlam kazandı.

Bir bilim insanından öte, normal insanların da maneviyattan uzaklaşıp maddiyata odaklanmalarındaki hedefi üç şekilde açıklayabiliriz:

Para, para, para!

Odaklanılarak kazanılan paranın genel karşılığı ise zenginlik.

Peki, nereye kadar zenginlik?

Herkes için zenginlik anlayışı farklıdır.

Nefes alamayan bir hastanın aldığı bir nefes, ölmek istemeyen bir insanın bir dakika daha fazla yaşaması da zenginliktir. Bazıları için sağlık, ailesinin ve çocuklarının iyi olması, hasta olan bir yakınının iyileşmesi de zenginliktir.

Bu maneviyat ve şükür kokan zenginlikleri bir kenara bırakarak maddi zenginliğe ulaşmaya odaklanalım.

Peki, bir insanın zenginliği ne kadar, nereye kadardır?

Şu devrin maddi karşılığıyla yüz binlerce doların sahibi olmak zenginlik, milyonlarca doların sahibi olmak da çok zenginlik değil midir?

Hemen şu soru geliyor aklıma:

Peki, zaten zenginsen zenginliği “çok zenginliğe”; çok zenginsen “çok çok zenginliğe” dönüştürmek istemenin gereği nedir? Bunun içgüdüsel açıklaması nedir?

Kıt aklımla buna cevap vermeye çalışayım:

Zengin veya çok zengin olmak istemenin karşılığı; kendini, kendisiyle ilgili her şeyi ve statüsünü maddi olarak güvence altına almaktır.

Çok çok zengin olmak istemenin karşılığı ise dünyadaki zenginler arasında parmakla gösterilmek istemektir, diyebilirim.

Peki, bunun hayatta her zaman bir karşılığı var mı?

Adam kanser hastası, doktorun karşısında:

“Çok zenginim. Sana istediğin kadar para vereyim, yeter ki beni kurtar.”

Doktorun, “Yapacağım bir şey yok.” demesiyle odasından çıkıp:

“Beni kurtaramayacak parayı ne yapayım?” diyerek parasını ortalığa atıyor.

Dünyanın sayılı, aynı zamanda çok zengin beyin cerrahlarından biri çok zor bir ameliyattan çıkıyor. Zor ve çok başarılı geçen ameliyatın ardından kendisine yardım eden Müslüman yardımcı doktora dönüyor:

“Ne kadar zor bir ameliyat yaptığımı gördün. Senin Allah’ın böyle bir ameliyatı yapabilir miydi? Gelip yapsaydı! Ben yaptım!”

Bizim inancımıza göre o yeteneği de Allah, müsaade ettiği kadar verir; o ayrı. Ancak kendisi gerçekten de beyin gibi hassas bir organda, milimetrik bir alanda işlem yapabilecek kadar bilgi ve yetenek sahibidir ki bunu başarmıştır.

Yetenek sahibi, ün sahibi ve para sahibi olduğunu bir kenara yazalım.

Gel zaman git zaman, bu doktor ameliyat yaparak kurtardığı hastanın yakalandığı beyin hastalığının aynısına yakalanmış ve uzun, acılı bir hastalık evresinden sonra ölmüş.

Eee, hani bilgin?

Parana bile dokunmadan yapsaydın kendi kendine ameliyatını! Paran da vardı, ünün de. Çağırsaydın beyin cerrahı arkadaşlarını, verseydin parasını, paranla yaptırsaydın!

Ben yine yazımın en başlarına döneceğim.

Demiştik ya, çok çok zengin olmanın anlamı dünyada parmakla gösterilmektir diye…

Dünya kurulalı beri çok çok zenginlik konusunda “en birincinin de en birincisi” olarak anlatılan biri var.

Kim mi?

Tabii ki ziynetlerini değil, hazinelerinin saklandığı kasaların anahtarlarını 72 devenin taşıdığı rivayet edilen Karun!

Peki;

Develer nerede?

Anahtarlar nerede?

Karun’un ziynetleri nerede?

Ve en vurucu soru:

Karun nerede? Mezarını bilen var mı?

Bunu yazar yazmaz Google’a ilk defa sordum. Karun Hazineleri’nin memleketime yaklaşık 60 kilometre mesafede, yüzlerce defa geçtiğim Uşak’la bağlantılı olduğunu gördüm. Hazinelerin bir bölümünün yıllar önce ABD’ye kaçırıldığı ve daha sonra Türkiye’ye iade edildiği biliniyor.

Verecek çok örnek, yazacak çok kelam var da sizlere, “Buldu yine bizi, karaladıkça karalıyor.” dedirtmemek için daha fazla uzatmayayım.

Sayfalar dolusu neyi, ne şekilde anlatırsan anlat…

İnsanlar çoğu zaman gördüğüne ve işine yaradığına inanır.

Cuma gününün kutsiyetine uygun olarak şu cümlelerle yazıma son vereyim:

Koca dünya senin olsa, çok çok zenginlerin doldurduğu debestenler senin olsa ne fayda?

Gireceğin iki metrekarelik alan, götüreceğin ise üç metrelik kumaş…

Hayırlı cumalar!

Sağlık, huzur ve saygıyla kalın!

 

 

 

image-768x90

  • whatsapp
  • messenger
  • telegram
  • vkontakte
  • odnoklassniki