Çok canımız yanıyor!
Çok canım yanıyor!
Nasıl yanmasın ki!
Derslerde ne anlatacağını okula gelmeden planlayan, sadece kalem, tebeşir tutan ellerinden değil eğitim vermek için yürüyen öğretmenlerimizin ayaklarının altından öpülmesi gerektiğini vurgulayarak başlıyorum yazıma.
Şehadet haberlerini aldığımız tüm öğretmenlerimizin her biri ayrı ayrı çok kıymetli fakat AYLA KARA öğretmenim beni gözyaşlarına boğdu.
Dün yaşanan elim olay esnasında hem öğretmenliğin sadece bir meslek- memurluk olmadığını hem de insanlığın ne demek olduğunu, sanki insan “bir defacık ölmeyecekmiş gibi” sanki onun bedeni zırhtanmış ta ona işlemezmiş gibi, öğrencilerini korumak adına gövdesini kurşunlara siper ederek, bütün dünyaya anlattı AYLA öğretmen ve uçtu gitti cennet bahçelerine…
Şimdi şunu çok iyi anlayalım;
Hayatta hedeflerine ulaşmak için önüne çıkarılan ya da çıkan engellere takılıp hayalleri doğrultusunda yol alamamış ve bu duygunun verdiği ezikliği çocuğunda gidermek istercesine davranan, “iki dakika nefes alacağım” diye çocuğu ekranla baş başa bırakan, özellikle de “altından altın çıkarmış” gibi davranan anneler- babalar, aileler!
Bilin ki;
Çocuklarınız siz olmak çabasının, duyulup görülmemenin acısının ya da yüklediğiniz ama çocuğunuzda esamesi okunmayan vasıfların altında ezilen çocuklarımız hem kendilerini hem bizleri kan ve gözyaşlarına boğdu yine.
“Aman özgüvenli olsun, aman kendisini korusun, aman yapılana karşılık versin, öğretmen zaten devletten maaş alan bir memur en nihayetinde, benim çocuğuma gıkını çıkaramaz.” diye diye geldiğimiz yere bakın.
Otorite yoksunu psikopatça yetiştirilmiş bir çocuğun, dünyayı, yaşamayı, yaşatmayı, öldürmeyi sanal dünyanın sınırlarından ibaret sayması, geleceğimiz çocuklarımızın ve pırıl pırıl öğretmenlerimizin canına sebep oldu.
Ya, okul bahçelerini, sokaklarını kuş cıvıltısı gibi dolduran, okula eğitim almak için gelen okul, sokak süsü, geleceğimiz öğrencilerimizin yüreğine bin bir korkuyu birden saldı!
Okulda olması gerekirken hastanede iyi olmayı bekleyen öğrencilerimizin can savaşına sebep oldu!
Nereye dönsek Canımız yandı!
Çünkü yurdumun neresinde olursa olsun bizim çocuklarımız, bizim Canlarımız hepsi!
Ateşler içinde yanan kalbimizi, ciğerimizi soğutmak için, Meleklerimize Allah’tan rahmet dilemekten başka çare bulamıyoruz.
29 senelik bir eğitimci; 47 senelik ve hala öğrenci olarak derinlemesine buraya döşerim ama Şehitlerimiz toprağını ısıtmadan, yaralılarımız hastanedeyken inanın hiç içimden gelmiyor.
Bu yazıyı yazma konusunda tereddüt yaşadım, tak ki kıymetli yazarımız Alpaslan Demir’in Barinajans’a köşe yazısını gönderinceye kadar.
Üstat Alpaslan Demir, Uzm.Dr. Nedim Havle’nin “İnsan Masum Doğar” kitabından alıntı yaptığı bir cümle dikkatimi çekti ve yazmadan edemeyeceğim:
“Suçu mahkeme koridorlarında, duruşma salonlarında değil, beşikte aramak gerekir”
Fazla cümleye gereksinim duymadan, birçok şeyi açıklayan cümle!
Sonucun acısını yaşarken ve
Sonuç ortadayken, sebepleri burada tartışmayı da doğru bulmuyorum.
Ama kötü olaylar yaşatma potansiyeli olan bu kadar psikopat varken “bu sorun sadece güvenlik önlemleriyle çözülecek bir sorun değil” diyerek basit bir ekleme yapıp;
Gerek öğrencilik hayatımda gerekse, 29 senelik eğitimci meslek hayatımda sanki bana bilgi vermek için gelmişler gibi çok şey öğrendiğim öğretmenlerimin büyük küçük demeden ayaklarından, bazıları 3-5 çocuklu kocamanca olsa da, vatanın her köşesindekilerde evladımdır diyerek tüm öğrencilerimin pamuk ellerinden öpüyorum.
Sıkılan kurşunların 29 senelik meslek hayatımın her bir senesine sıkıldığının şahsi acısını da belirterek, Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifa, Milli Eğitim camiasına başsağlığı diliyor, bana çok acı vererek yazdığım bu yazıya son veriyorum.
İnsana, insanlığa fazla da sevgi, saygı, duyulmadığı dünya da;
Saygı ve sevgiyle kalın!





























